Vapurdaki Ufaklık

Martılar her zamanki gibi deniz ve güneşin en çok tadını çıkaranlardı. Vapurların etrafında tur dönerken gösterdikleri aç karınlarını doyurma mücadeleleri İstanbul resmine renk katıyordu. Aysu vapurun terasına oturmuş, bacaklarını demirlere uzatmıştı. Bu güzel İstanbul havasını solurken aynı zamanda da elindeki romanı bitirmeye çalışıyordu. Tam o sırada simit satan bir ufaklık yanına yaklaştı. Şaşkın gözlerle yaklaşan çocuk : ‘Abla sence gerçekten Halime ölmüş müdür ?” dedi. Bir an afallayan Aysu meraklı gözlerle çocuğa baktı. Ufaklık devam etti : ”Bence Hasan çok bencilce davrandı ! Ne suçu vardı ki kızcağızın?” Aysu bir an elindeki romana baktı ve Alamut Kalesi… Taşlar yerine oturmuştu. Bu ufaklık vapurda bulduğu sahipsiz kitapları alıyor, güzelce silip temizliyor ve depoda ki küçük kütüphanesine ekliyormuş meğer. Aysun’un gözlerinden yaşlar döküldü. Ufaklıkla konuşurken parlayan gözleri geleceğe dair umut doluydu. Yolculuk bitene kadar ufaklıkla sohbet ettiler ve akabinde ufaklığa çantasındaki bir öykü romanını hediye etti. Sonrasında da hatıra kalsın diye bir kaç fotoğraf çektirdiler. Aysu ufaklıkla vedalaşıp iki de simit aldı kendisine. Üsküdar’a yanaşan vapurdan sakin adımlarla indi. Gözlerinin içi gülerek ve umut dolu bakışlarla iş yerinin yolunu tuttu. Kendi kendine şunu sayıkladı hep ” Hiç beklenmedik yerlerde hiç beklenmedik zamanlarda hala gelecek için bir umut var! ” 

Vapurdaki Ufaklık” için 4 yorum

Bir Yorum Bırakın

%d blogcu bunu beğendi: