MİLYON DOLARLIK SUİKAST

Ankara Yenimahalle polis merkezi çoğu polis için emeklilik yuvası olarak bilinir. Gün içinde buraya gelen ihbar sayısı yok denecek kadar azdır ve genelde gün, kahve makinesi, lavabo ve masa başı üçlüsü arasında akıp gider. Bu sıradanlığa aykırı bir kişilik olan Faruk Özçetin için bu durum pek de iç açıcı değildir. Akademiyi bitireli henüz 1 sene olmasına rağmen gerek okuduğu makaleler, gerek araştırdığı dava dosyaları ve sürekli diri tutması gerektiğini düşündüğü vücuduna verdiği önemle, Komiser Faruk Özçetin meslektaşları içinde sıyrılan, farklı bir polistir. Tüm bu meslek aşkının yanı sıra, selvi boyu, kumral saçları ve kömür karası gözleriyle de karizmanın öz oğlu olmasa da, üvey oğlu denilecek kadar bir endama sahiptir. Eşi Berna Sungur ise göz alıcı bir güzelliğe sahip ortaokul ve liseyi ciddi puanlarla bitirip üniversite döneminde sanata olan aşkından dolayı özel yeteneği olan balerinliğe yönelmiş bu alanda profesyonelleşmiş hatta küçük çaplı büyük faizli bir kredi ile kendine bir balerin kursu dahi açmıştır. Bu güzel evliliğin 3. senesinde dünyaya gelen minik meyvelerinin adı ise Ardıç’tır. Ardıç tel tel ve altın sarısı saçlarıyla annesinin oğlu olduğunu kanıtlayacak şekilde sanata büyük ilgi duymaktadır. Her çarşamba okuldan sonra annesiyle beraber Kızılcahamam’a gider annesinin kursuna yakın bir keman kursunda keman çalmayı öğrenir. Daha sonra annesi onu kurstan alır ve yol boyunca kurslarının nasıl geçtiklerine dair sohbet ederek evin yolunu tutarlardı. Anne-oğul günlerini bu şekilde kendi açılarından dolu dolu geçirirken Komiser Faruk Özçetin için durum tam tersi yönde ilerliyordu. Aldığı eğitimleri verdiği uğraşları hiçbir zaman kullanamayacağını, işe yaramaz birer bilgi ve yetenek olarak onunla mezara gideceğini düşünüyor, depresyona giriyor ailesini neredeyse görmeyecek bir hale geliyordu. Yine aynı düşüncelere sahip olduğu bir günün sonunda, işten çıkmış eşi Berna’ya, eve dönerken almasını istediklerini, marketten almış evin önüne gelmişken evde Ardıç’tan dolayı çok fazla çıkarmadığı sigara paketinden bir dal çıkarıp arabasının içinde yaktı ve yaşadığı hayatı sorgulamaya başladı. Tam o sırada açık olan polis telsizinden bir ihbar geldi, ihbarda atanamayan bir öğretmenin, intihara kalkıştığı ve çatıdan kendisini atmak istediğini olay yerine yakın ekiplerin acilen olaya müdahale etmeleri gerektiği söyleniyordu. Bir an evde onu bekleyen karısı ve çocuğunu unutup hızlıca yola koyuldu. Aslında çok da yakın olmadığı ve neredeyse sorumluluk taşımayacağı bir bölgeden gelen bir ihbardı bu ama yine de aldırış etmeden yola koyuldu, gerçekten de çatıda birinin öylece durduğunu gördü, seslenmeye çalıştı tepki gelmedi. Daha sonra hızlıca binaya girip merdivenleri tırmanmaya başladı. Çatıya vardığında intihar edecek olan sözde öğretmen çatının kenarından kalkmış, kendini doğrultup şaşkınlıkla onu izleyen Komiser Faruk Özçetin’e uzun uzun bakıyordu. Komiser Faruk şaşkınlığını sürdürdü çünkü karşısındaki dönemin İstihbarat Başkanı Muhlis Yahya’nın ta kendisiydi. Muhlis Yahya Komiser Faruk Özçetin’e oturması gerektiğini ve önemli bir görev için seçildiğini söyledi. Başta heyecandan doruklara çıkan Komiser Faruk görevi duyunca içini akıl almaz bir hayal kırıklığı kapladı çünkü verilen görev dönemin en gözde partilerinden olan bir partinin genel başkanına yapılacak olan bir suikast idi. Neden diye sormadan gündeme dair okuduğu onlarca makale aklına geldi. Bu partinin direkt olarak uyuşturucuya açtığı savaşı ve bu yönde savunduğu yasaları göz önüne getirdi. Ülkenin İstihbarat Başkanı’nın bu olayla ilgisini çözmeye çalışırken, Muhlis Yahya ekledi: ‘‘Bu görevi başarıyla yerine getirdiğinde 1.000.000 $ ile ödüllendirileceksin.’’ Bu eşi Berna’ya bir sanat dünyası yaratmak, oğluna yepyeni bir hayat sunmak kendisine de monoton hayatından çıkabilmek için bir fırsat gibi gelse de, gerek vicdanını susturamamasından gerekse de, bu işten asla kusursuz bir şekilde sıyrılamayacağından korktu ve ekledi “Ben bu görevi yapamam”. Muhlis Yahya komiserin cevabını biliyormuşçasına bir gülüş attı ve kulağına fısıldayarak “iyi şanslar” dedi. Komiser Faruk arabasına binip kontağı çevirdikten sonra hareket etmeden 5 dakika bekledi hissettiği birbirinden tuhaf duyguları anlamaya çalıştı, daha sonra karısını düşündü eve varması gereken saatten tam 1 saat 15 dakika gecikmişti ve bu asla onun huyu değildi. Karısının onu hiç aramadığına şaşırdı ve kendisi arasa da ulaşamadı. İçine bir korku işledi, hızla yola koyuldu. Eve vardığında ev bomboştu salona girdiğinde masanın üzerinde bir not kağıdı buldu, üstünde şöyle yazıyordu “1 Milyon dolar sadece vicdanımı rahatlatmak için sana sunduğum bir teklifti işimi garantiye almak için karını ve çocuğunu her şekilde alacaktım. Görevini yerine getirdiğinde karın ve çocuğuna yeniden kavuşabileceksin.” Komiser Faruk çıldırmak üzereydi ne yapacağını şaşırmış, olaylar karşısında kendini suçlamaktan alıkoyamıyordu. Seçilmesinin sebebi gelişimine verdiği önem miydi? O sigarayı içmeden yukarı çıksa bir şeyler değişir miydi? Parayı kabul etseydi Başkan gerçekten yine de eşini ve çocuğunu alacak mıydı ondan? Yoksa parayı kabul ettiği için eşini ve çocuğunu ona bağışlayacak ve sadece görevinin yerine getirmesini mi bekleyecekti ? Tüm bunlar aklını kurcalarken masanın kenarındaki gazeteler dikkatini çekti gazete başlığı malum partinin eş genel başkanının 26 Kasım’da Kızılay Meydanı’nda yapacağı mitingden bahsediyordu. Takvime baktı 17 ekim 1987 tam 39 günü olduğunu fark etti. 1 ay 9 gün artık yapması gereken şeyin farkındaydı ve harekete geçti. Genel başkanın aynı meydanda yaptığı 73 mitingin tüm detaylarını arşivledi. Hepsini incelemesi ayrıntılarına inmesi günlerini aldı ama artık mitingin meydanın tam neresinde yapıldığı, konuşma sırasında genel başkanın ne kadar hareket ettiği hangi duyguları betimlerken ani, hangi duyguları betimlerken yavaş hareket ettiğini hatta videoları 5 kat yavaşlatarak izleyip nefes alış-verişlerine kadar inceledi. Daha sonra istihbarat raporlarını inceledi. Nasıl bir koruma sisteminin olduğunu anlamaya çalıştı. Mitinglerde olan olayları inceledi, güvenlik açıklarını buldu, artık öyle bir hale gelmişti ki, miting sırasında genel başkanın konuşmaya nasıl başlayacağını, ne tarz bir gömlek giyeceğini, gömleğinin son düğmesini (özel hayatında hiç iliklemese bile) miting sırasında giydiği çelik yeleği gizlemek için ilikleyeceğini ve kaç satırdan sonra yorulup su molası vereceğini biliyordu. Daha sonra bölgedeki miting alanını net gören tüm bina yapılarını inceledi. Hangi binaların duvar yapısının sağlam betondan, hangilerinin boşluklu yapılardan olduğunu anlamak için dikkat çekmeyecek farklı kimlikler ve farklı karakterlerle binaları gezdi. Bir tesisatçı olarak girdiği binanın yanındaki binaya ertesi gün cam ustalarıyla beraber girdi. Sonunda aradığı binaya ulaşmıştı. Duvarları sırf sağlam görünsün diye çift örülmüş ortası boşluk olan bir binaya rastladı. Hemen çalışmalarına başladı binanın 3-4. katı arasında kalan duvarın arasındaki boşluğa girmekti hedefi. Binanın su tesisatını ve elektrik sistemini inceledi. Su borularının oradan geçtiğini gördü. Bu boşlukların birbiriyle bağlantısı olduğunun göstergesiydi. Yani eğer bir şekilde 1. kattaki boşluğa ulaşabilirse oradan tüm binanın duvarları arasında gezebilecekti. Ertesi gün sabahın erken saatlerinde binanın su borularını patlattı ve tesisatçı olarak binaya geri döndü. Kazan dairesinde boruları tamir ederken aynı zamanda da aradığı geçiş yolunu yani duvar arasına geçilecek örgü duvarı aradı sonunda buldu. Dairelerin hizasında bulunan ve kömür kazanının bulunduğu yerin tam arkasındaydı. Duvarı kırdı içine girdi ve tam düşündüğü yere yani 3. ve 4. katın arasındaki bölüme girdi. Her iki duvarın arasında dışarıya bakan kısma yöneldi ufak bir delik açtı özenle dışarıyı gözlemledi. Tam anlamıyla Kızılay Meydanı gözleri önündeydi. Buna sevindi. Daha sonra kurmak istediği sistemi her gün dikkat çekmeyecek bir vakitte binaya gelip kurmaya başladı tüm mühimmatı özel bölgesine taşımayı başarmıştı ve büyük güne 1 gün kala kendine enjekte ettiği özel sıvılarla açlığa tam anlamıyla 48 saat dayanacak duruma gelip, binaya son kez giriş yaptı. Açtığı delikten içeri girdi ve duvarı kendisi içindeyken örmeye başladı. Bir gün önceden gelmesinin nedeni, ördüğü duvarın kuruması ve dikkat çekmemesiydi. Ve büyük gün geldi çattı. 26 kasım 1987 saat 14:22 itibarıyla genel başkan sahneye çıktı. Komiser Faruk 2 kat arasındaki duvar boşluğundaydı ve önceden oluşturduğu iple, çekince kapanan bırakınca açılan duvardaki gizli deliğini yavaşça açtı yüksek menzilli silahının namlusunun ucunu deliğe gelecek şekilde sabitledi ve beklemeye başladı. Genel başkanın sahneye çıkmadan önce 1 dal sigara yaktığını biliyordu. Bu boğazında her ne kadar su içse de bir kuruluk bırakmıştı ve tam anlamıyla 43. satırın ortalarındayken yardımcılarından bir su rica edecekti ve öyle de oldu. 43. satır geldi genel başkanın dili damağına yapıştı, su istedi işte tam o an su gelene kadarki 7 saniyede genel başkan konuşmuyor, halkın dikkati dağılmış, korumalar halkı gözlemliyor ve genel başkanın o saniyede aklından geçen tek şey 1 bardak su idi. Tüm bu olanlar 7 saniyelik bir süreçti ve Komiser Faruk tetiğe dokundu. Genel başkanın 2,5 saatlik bir konuşmada dik ve sabit durduğu tek anı yakalamıştı ve kurşunu genel başkanın alnının ortasından içeri girdi. Komiser büyük bir soğukkanlılıkla ipi geri çekti duvardaki delik dışarıdan belli olmayacak şekilde kapandı. Anlık olarak 4 farklı binadan önceden kaydedilmiş silah sesleri yükseldi. Halbuki Komiser Faruk susturucu kullanmıştı bu sadece dikkati farklı yöne çekmek içindi. Komiser Faruk, hızlıca silahını çantasına yerleştirdi önceden getirdiği temizlik ürünleriyle bulunduğu bölgeyi özenle ve olabildiğince hızlı bir şekilde temizledi ve taradı. Hiçbir kanıt bırakmamıştı. Bu sırada halk çıldırmış, korumalar ve güvenlik çökmüş başkan kanlar içinde yerdeydi. Komiser Faruk bunu planlamıştı. O oradan ayrılana kadar halkın korkusu onu koruyacaktı. Komiser 1. kata indi ördüğü duvara yakın bir yerde, önceden açtığı çukurun (bilmeyen birinin asla anlamayacağı) kapağını yavaşça açtı. Tünelden aşağı indi tünelin ucu bir ara sokağa çıkıyor, orada ise çarşafla gizlediği bir motor onu bekliyordu. Motoruna bindi hızlıca 3 kilometre ötede çaldığı motorun sahibinin 1 hafta önce bırakıp tatile gittiği boş evin önünde çaldığı motoru aldığı yere bıraktı. Binaya girdi kazan dairesine indi önceden hazırladığı asit kazanında, silahı ve üstündeki malzemelerle beraber kostümü de çıkarıp eritti. Asidi söndürmek için çözelti oluşturup kanalizasyona döktü. Komiser şahsi elbiselerini giydi. Her yerden siren sesleri yankılanıyordu. Hızlıca dışarı çıktı koşarak aracını park ettiği yere doğru ilerledi. Sirenini açıp olay yerine vardı büyük bir soğukkanlılıkla olayın nasıl geliştiğini sordu meslektaşlarına. Fikirler topladı. Çok acemilerdi. Komiserin planı kusursuz işlemişti belki de bu olayı asla çözemeyeceklerini kamuoyunu rahatlatmak için hikayeden bir suikast yalanı atacaklarını da düşündü. O gece yine aynı saatte arabanın içinde bekliyor sigarasını içiyordu. Gelecek haberin aynı yöntemle geleceğini biliyordu. Bir ihbar geldi. İhbarda yakınlarda bir balerinin kendini ve çocuğunu öldürdüğünü ve acilen olay yerine intikal etmeleri gerektiğini söylüyordu. Kan beynine sıçramıştı. Süratle olay yerine yetişti içeriye girdiğinde karısı ve çocuğunu öylece ipte sallanırken gördü. Göz bebekleri çıkacakmış gibi ağladı bağırdı. Tam o sırada kafasına aldığı darbe ile bayıltılmıştı. Gözlerini açtığında Muhlis Yahya karşısında duruyordu. Baygınlık haliyle sadece “Neden?” diye sorabilmişti. Muhlis Yahya ‘‘Sence bu olanlardan ben mi sorumluyum?’’ diye sordu. ‘’Evet sen sorumlusun! bana görev verdin, istemedim, zorladın! Görevi başardım ama sen ailemi katlettin!’’ Bu soruları bile bile sormuştu aslında İstihbarat Başkanı. Tahmin ettiği cevapları aldı ve anlatmaya başladı kader dediğin şey tanrının sana bir kağıt ve bir kalem vermesidir. Bunun anlamı şudur: Bir kaderin olacak ve bunu sağlayan sana kalemi ve kağıdı veren Tanrının kendisidir. Lakin çizecek olan sensin! Farklı olmak istedin, farklı olmak sıradanlıktan uzaklaşmak için sürekli uğraş verdin kendini geliştirdin bunun karşılığını alacaksın artık farklısın! Ve ekledi: Sana para teklifim 2. şansındı. Ailesini kaybetmiş bir insana yaptığı hataları affettirmek için sürdüreceği hayatta ona yardım edecek olan miktardı bu ama sen reddettin çünkü o an bu işi yapamayacağını sonucundan kurtulamayacağını düşündün bunu düşünmene sebep olan şey ailendi. Aileni kaybetmek istemiyordun zarar gelmesini istemiyordun zaafların seni gücünü küçümsemeye itti. Halbuki kurduğun plan kusursuzdu bunun nedeni ise artık 2. bir seçeneğinin olmamasıydı. Gelelim bunu neden yaptığıma… Ben artık çok yaşlandım devlete tam 47 sene hizmet verdim tüm sırlarına hakimim, lakin artık yerime birisinin gelmesi gerek bu kişinin mükemmel bir zekaya, içten yaşadığı ve onu keskinleştirecek bir acıya, aynı zamanda da onu durdurmak için kullanılacak zaafların olmaması lazımdı. Öldürdüğün kişi bir genel başkan değil 3 yıldır planladığım bu kurgunun içindeki bir piyondu. Kendisi idam hükmü giymiş ve bu görevi yerine getirdiğinde şerefiyle öleceğine inandırılmış bir mahkumdu. Şu andan itibaren bu ülkenin İstihbarat Başkanı sensin! Artık o sıkıcı polis karakolu değil tüm ülkenin işleriyle ilgileneceksin! Ve Muhlis Yahya çantayı uzattı. Komiser ‘’Bu ne ?’’ diye sordu. Muhlis Yahya “Çantada tam 1 milyon dolar var. Bir gün emekli olacağını düşündüğünde 1 milyon dolar için yapamayacaklarını, ailesi için yapacak birini bul ve ona teklif et.” dedi ve oradan ayrıldı. Yaşadığı bu travmayı sorgulayan eski Komiser Faruk Özçetin aslında tüm bu olanların hırsından dolayı kaynaklandığını şikayet ettiği hayatın güzelliklerini anımsadı. Karısını çok seviyordu ona yeni bir kurs daha açmayı, pahalı bir yaşam sunmayı istiyordu ama tüm bunların yanında onu bale yaparken bir kez olsun izlemeye gitmemişti. Oğluna mükemmel bir yaşam sunmayı hedefliyordu buna rağmen oğlunu bir kez olsun keman çalarken dinlememişti. Okuduğu kitaplara dalmış hayatına heyecan gelmesi için kendini yiyip bitirirken hayatın asıl heyecanı olan sevdiklerinin kalp atışlarını önemsememişti. Ve o acı gerçek oldu. Hayat, farkında olmadıklarını, farkında olmadan aldı Komiser Faruk Özçetin’den !

MİLYON DOLARLIK SUİKAST” için 4 yorum

  1. Hayat aslında bir arz talep meselesidir, yani bir pazarlama standıdır. Talep ettiklerimiz ile buna karşılık arz edilen maddi ve manevi beklentilerimizdir. Dolayısıyla da arzın pazarlaması ne kadar güncel ve profesyonel olursa talep de bir o kadar artar.

Bir Yorum Bırakın

%d blogcu bunu beğendi: